Ahmet Özhan ile Beyoğlu

Ahmet Özhan ile Beyoğlu
Bu içerik 514 kez okundu.

Tasavvuf müziği ve kültürü denilince akla ilk gelen  isim Ahmet Özhan. Kendine has tavrı, üslubu, sadeliği, inançları ve yaşam biçimi ile herkesin takdirini kazanan sanatçının müzik camiasında çok ayrı ve özel bir yeri var. Hayat felsefesini Mevlana hoşgörüsü ve Yunus Emre düşüncesi ile şekillendirmiş, tasavvufu kendisi için yaşam tarzı edinmiş ve geniş kitlelere sevdirmiş, Türk tasavvuf müziğinin yaşayan en önemli icracılarından olan Ahmet Özhan ile hoş bir sohbet gerçekleştirdik

Popüler ve klasik Türk müziğinin yanı sıra, 80'li yılların başından itibaren tasavvuf müziği çalışmaları ile ülkemizde yeni bir  alanın öncüsü oldunuz. Bu misyonu üstlenmek sizde ne tür duygular uyandırdı?

Daha görevci, hakikate yakın ve hayalden uzak, daha somut istifade edilebilir bir iş yapma duygusunu bende uyandırmıştır. Zaten bu ihtiyaçla tasavvuf müziğini sahneye taşımayı arzu etmişimdir. Prensip olarak tüm söyleyeceklerimi şu başlık altında dinlemenizi ve yazmanızı rica edeceğim: Kimsenin elinde hiçbir şey yoktur. Allah dilediği kulunu dilediği yerde kullanır. Bu sadece bana Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu bir misyondur. Ben de bu misyonumu sürdürmeye, kulluğumu yapmaya çalışıyorum. Hadise bundan ibarettir.

Tasavvuf müziğini tercih etmenizle birlikte gazinolardan ve sahne yaşantısından uzaklaştınız. Bunu maddi ya da manevi kayıp olarak gördünüz mü hiç?

Sosyo kültürel ve ekonomik şartlar, ülke gerçekleri eş zamanlı olarak gazinoların yavaş yavaş kapanmasını icap ettirdi. Ben gazinoları bırakmak istemiş, daha steril yaşam ve çalışma şartlan içerisinde bulunmayı düşünmüş olabilirim. Ama biraz önce söylediğim gibi, ülkede eş zamanlı olarak yaşanan sosyal, kültürel ve ekonomik değişimler gazino müessesesinin onlarca yıldır sürdürdüğü varlığını artık gerekli görmedi. Yani ben gazinoları bıraktım da hâlâ Maksimler, Çakıllar, Cadde Bostanlar, Taşlıklar devam mı ediyor? Hiçbiri yok. Onun için bu eş zamanlı bir tevafuktur.

Ahmet ÖzhanSizin zamanınızda terk ettiğiniz noktada olmak isteyen birçok insan var. Bunu nasıl göze aldınız? Sizin hayata bakış açınız nedir? Kadere mi bırakıyorsunuz yoksa planlı mı hareket ediyorsunuz?

Kadere bırakmıyorum, kader tecelli ediyor. Kaderim bu olmasa ben bunları yapamazdım. Zaten insanın kaderi parmak izi gibidir, göz rengi gibidir. İnsan yaratılırken kaderiyle yaratılır. Onun için benim kaderimde olmasaydı bunların benden açığa çıkması mümkün değildi. Bir de şu var: Eğer bıraktığınızdan daha fazla keyif alabileceğiniz, lezzet alabileceğiniz bir şey var ise hayatınızda, bıraktığınızın lezzeti sizde bir eksiklik oluşturmaz. Yani bıraktıklarım için hayal kuran ve çalışan çok insan var diyorsunuz. Onlar ondan bir lezzet umuyorlar, bir menfaat umuyorlar.

Benim içinde bulunduğum şartlardan aldığım lezzet, sonsuzluk ve menfaat kelimesi üzerinden gidelim... Allah'a yakın olabilme  gayreti, neşesi, zevki, lezzeti maddi lezzetlerle, zevklerle kıyaslanamayacak bir şeydir.

Ahmet ÖzhanGünlük hayatınızda neler yapıyorsunuz, tatil günlerinizde mesela?

Benim işim, gücüm, hobim, aşım, zevkim müziktir. Müzikle yaşarım. Yeni eserlere çalışırım, bakarım, bitmek bilmeyen projeler vardır, onların hazırlıklarına gayret ederim, okurum. Okumak bence bir ibadettir.

Tiyatro sever misiniz? Vakit ayırabiliyor musunuz?

Tiyatroyu çok severim ancak çokça zaman ayırabildiğimi söyleyemem, utanarak ve sıkılarak söylüyorum bunu. Çocukluğumda ve gençliğimde daha fazla giderdim. Şimdilerde kendi hayat gailemden yeteri kadar zaman ayıramıyorum ama bu bir mazeret olmamalı. Günümüzde benim zamanımdaki tiyatrolar da yok. Benim zamanımda Beyoğlu'na çıktığınız zaman, bir Elmadağ ve Taksim-Şişli arasında gittiğinizde sayamayacağınız kadar çok tiyatro vardı. Engin Cezzar, Gülriz Sururi, Gazanfer Özcan, Haldun Dormen Tiyatrosu... Sürekli oyunlar değişirdi. Zaten benim ilk amacım, hayalim tiyatrocu olmaktı, çok severdim. Ancak benim portföyüme Cenab-ı Hakk ses sanatçılığım koymuş.

Ahmet Özhanİleride bir müzikal projesinin içinde yer almayı düşünür müsünüz?

Böyle teklifler bana çok geldi. Sağlıklı bir projeye rastlasam ve inansam mesai harcarım diye düşünüyorum. Ama şu ana kadar çok sağlıklı bir şeyler bulamadım. Emek isteyen, çok zaman ayırmak gereken bir şey. Şu anki hayat biçimim içerisinde müzikale o derece vakit ayırabileceğim konusunda emin değilim. Arzu ettiğim seviyede bir şey maalesef çıkmadı karşıma. Devlet ve Şehir Tiyatrolarından ve özel tiyatrolardan da böyle teklifler geldi. Bu konularda tembel bir insan değilimdir, çalışkammdır. Olmadığına göre vakt-i merhunu gelmemiştir veya nasipte yoktur.

Dışarıdan bakıldığında büyük bir aşk içinde olduğunuz gözüküyor. Nedir sizin aşkınız?

Müzik benim aşkım değil, benim aşkımı ifade ettiğim bir araç. Zaten hiçbir şey aşkın yegâne muhatabı değildir, varlık âleminde her şey mecazdır. Aşkı kelime olarak kullanıyoruz ama gerçek anlamını bilmiyoruz, aşkın taklidini yaşıyoruz maalesef. En büyük eksikliğimiz de o, en büyük derdimiz de o, mutlu olamayışımızın sebebi de o.

Ahmet ÖzhanHâlinizden memnun musunuz? Size sunulan yaşamla mutlu musunuz?

Bana ne verildiyse ben onu yaşamaya çalışıyorum. Bana bu verilmişse bunu yaşamam gerekiyor. O zaman benim bu yaşantıyı sevmem lazım. Ben bu yaşantıyı sevmiyorsam varlık sebebimi sevmiyorumdur. O zaman ben tamamen gaflet içerisinde, tamamen çaresiz bir mahlukumdur.

Sizin salan bir okuyuş tarzınız var. Oysa son dönemde Türk sanat müziğim nağmeli ya da bağırarak okumayı tercih ediyorlar.

Ben sevgiliyi o kadar uzakta düşünmüyorum. Çok yakında düşünüyorum. Onun için fısıldasam da duyar o. Bağırmaya lüzum yok.

Başrolde oynadığınız onca filme rağmen sinemadan neden uzaklaştınız?

Sinemaya çok saygı duyduğum için. Sinema bir sanattır, onun reklam aracı olarak kullanılmasına karşıyım. Yaptığım filmlerin sanat filmi olduğuna inanmıyorum. O zaman da sinemayı istismar etmenin gereği yok diye düşünüyorum.

Ahmet ÖzhanZeki Müren, Müzeyyen Senar, Gönül Yazar, Bülent Ersoy  gibi birçok sanatçı ile sahne aldığınız gazino dönemini özlüyor musunuz?

Geçmişi özlemek sistemi algılamamak anlamını taşır. Onun için ben nostaljiyi sevmem, duygusallığı sevmem. Ama sevmem demek nostaljiden ve duygusallıktan tamamen arınmışlığımı iddia etmek anlamını taşımaz. Zaman zaman geçmişe dalıp gidiyorum. Sonra ayıldığım zaman, "Ne yapıyorsun?" diyorum, "Önüne bak. Ayağın şimdi yere iyi bassın. Bundan sonrası için ne üreteceksin? Ne hizmet düşünüyorsun? Ne hizmet imkânın var?" Bunlarla meşgul olmak lazım. Geçmişle oyalanmanın âlemi yok.

Beyoğlu Belediyesinin Aynalıkavak Kasrı'nda verdiği iftar yemeği öncesinde muhteşem bir III. Selim dönemi konseri vermiştiniz. III. Selim'in bestelerini yaptığı o tarihî mekânda terennüm etmek nasıl bir duyguydu?

Aslında fikir olarak çok güzeldi. Ben, Hacı Arif Bey  filminde de orada çalışmıştım. Yirmi küsur sene öncesinin hatıraları da vardı. Gece olsaydı ve sırf o konseri dinlemek için gelen insanlar olsaydı... Doğrusu daha hoş bir ortamı tercih ederdim. Yazın iftar öncesi, daha güneş batmamış, herkes oruçlu, herkes yemek peşinde. Biz de oruçluyuz yani dilimiz damağımıza yapışmış bir şekilde verilen bir konserdi. Yine de hoştu, güzeldi, çok güzeldi.

Ahmet ÖzhanBeyoğlu'ndaki eski günlerinizden bahseder misiniz?

Okuldan kaçıp buluştuğumuz dönem. Beyoğlu'nda konseptler haricinde fizyolojik olarak bir değişiklik yok. Sadece eskiden araba geçerdi Beyoğlu İstiklal Caddesi'nden, şimdi nostaljik bir tramvay geçiyor. Onun haricinde aynı binalar. 50lerden beri aynı binalar. O kadim Beyoğlu hâlâ durmaktadır. Bizim zamanımızdaki sinemalar bina olarak hâlâ var ama sinema değiller. Bizim gençlik hayatımızı  tiyatro ve sinema, yiyecek, içecek ve bir volta açısından değerlendirdiğimde benim hayatımdaki iki güzergâhtan biridir. Ya Beyoğlu'nda ya da Taksim-Maçka arasında, Vişnezade denilen Maçka'nın tepesindeki yerlerle Taksim arasında yürümek... O zamanlar Kadıköy ile fazla ilişkim yoktu. On yedi, on sekiz yaşlarımdan bahsediyorum. Beyoğlu benim hatırladığım kadarıyla açık hava tiyatrolanyla, sinemalanyla, yiyecek içecek ortamlarıyla var olan bir yerdi. Uzun zamandır Beyoğlu'na gitmediğimi söylemek durumundayım. Ara sokaklar kendine göre çok şenlikli bir hâle gelmiş.

Beyoğlu Belediyesi, Semt Konakları'nda müzikten el sanatlarına, hobi kurslarından yabancı dil eğitimine kadar uzanan geniş bir yelpazede eğitim hizmetleri veriyor. Belediyelerin bu tür hizmetlerini faydalı buluyor musunuz?

Tabii ki faydalı. Çünkü bunları yerel yönetimlerin yapması lazım. Özel sektörden çok yerel yönetimlerin bu işlere kol kanat germesi lazım. Mesela bizim gerçek kültürel dokumuzu mimari olarak tekrar kazanabilmemiz açısından da gerekli.