Ara Güler' in gözüyle Beyoğlu

Ara Güler' in gözüyle Beyoğlu
Bu içerik 549 kez okundu.

Türk fotoğrafının “duayen” ismi Ara Güler yarım yüzyılı aşkın süredir dünyanın her köşesini gezip fotoğrafladı. Time-life, Paris-match ve Der stern gibi dergilerde foto muhabirliği yaparak çektiği fotoğrafları Magnum ajansı ile tüm dünyaya duyurdu. Fotoğraf makinasını eline aldığı günden beri yaşamın en iyi karelerini yakalayarak bize “fotoğrafın büyülü dünyasını” gösteriyor. O’nun için, fotoğraf; sadece hissettiği dünyadır. Bu dünyanın en önemli öğesi ise her zaman insandır. Onun bu büyülü dünyasını bozmadan, okuyucularımız için Ara Güler’le hem fotoğrafı hem de Beyoğlunu konuştuk ve farklı bir Beyoğlu sohbeti gerçekleştirdik.

BEYOĞLU SİZİN İÇİN ÖZEL BİR YER. BEYOĞLU’NDAN HİÇ AYRILMADINIZ DİYEBİLİRİZ. BURADA YAŞAMAKTAN MUTLU MUSUNUZ?

Evet… Beyoğlu’ndan hiç ayrılmadım. Önce Talimhane sonra Gümüşsuyu derken hep burada yaşadım.Talimhane’de şu anda elektrik binası olan yer, eskiden tiyatroydu; açık hava tiyatrosu, Karagöz ve orta oyunu oynanırdı. Neden Talimhane denirdi oraya biliyor musunuz? Askerlerin talim ettiği yerdi de ondan. Askeri Kışlası, Stadyumu, Büyük kavgalarıyla Beyoğlu bambaşka bir yerdi. Ayrıca bugünkü Divan Oteli’nden, orduevine kadar olan bütün yer mezarlıktı, mezarlıktan şimdiki Hilton Oteli’nin olduğu yere geçilirdi. Bir gazino vardı orada, Safiye Ayla çıkardı. Cumhuriyet’in ilk zamanlarındaysa apartmanlar yapmaya başladılar, ben işte böyle bir yerde doğdum.

12 yaşımda Gümüşsuyu’nda Tosbağa Sokağa taşındık. Evlendikten sonra da burada oturmaya devam ettim. 25 senedir de Gümüşsuyu’ndayım. Ev aynı, hanım aynı, Beyoğlu aynı. Kısaca Beyoğlu’nda yaşamaktan mutluyum, her zaman mutlu oldum.

BEYOĞLU’NUN BUGÜNKÜ HALİ NASIL SİZCE?

İstanbul’daki ilerlemeler beni hem mutlu ediyor hem de kimi zaman bundan endişe ediyorum. İlerlemek, değişim belki de İstanbul’un kaybolması demek. Çünkü ileri medeniyet İstanbul’a uymuyor. İstanbul dendiğinde aklıma gelen şey, Arnavut kaldırımlı taşlar, sokaklar oluyor. Yani benim kafamdaki İstanbul her zaman Kandilli’de güneşi perde perde batıran Yahya Kemal’in ve Rumelihisarı’nda oturup da gözleri kapalı İstanbul’u dinleyen Orhan Veli’nin İstanbul’u oluyor.

Gerçi biz bile yetişemedik o yıllara. Asıl İstanbul Cumhuriyet devrinden evvel Pera olduğu zamandır; Birinci Cihan Harbi’nden evvelki İstanbul… Kısaca biz artık kokmaya başlamış, çürümüş bir şehrin üstünde yürüyoruz. Zaman zaman da o çürümüşlüğü asfaltla kapatmaya çalışıyoruz. İstanbul’un daha güzel günlerini yaşamış biri için şimdiki durum pek de iç açıcı görünmüyor.

Beyoğlu’na gelirsek eğer burası sadece İstiklal Caddesi demek değildir. Bir sürü mahalleler var, sokaklar var. Eskiden Rumların yaşadığı mahallelerde bugün birtakım adamlar var. Rumların ve eski İstanbullunun yaşadığı evlerde artık bu kişiler yaşıyor. Düşünün onların daha önce evleri bile yoktu, toprak evde oturuyorlardı, şimdiyse evleri yiyen fareler gibi evleri yiyorlar. O yüzden artık hepsi birer birer yıkılıyor. Tarlabaşı’nın arkaları da Karaköy’de Beyoğlu’dur. Söylemek istediğim Beyoğlu kocaman bir ilçedir aslında. Bu kocaman ilçeyi yeni sahipleri yavaş yavaş öldürüyorlar. Eskisine benzemeyen yeni bir Beyoğlu ortaya çıkıyor. Mesela Selahattin Giz’in Galatasaray Meydanı fotoğrafına bakarsanız, caddelerde gezinen köpekleri görürsünüz. O zaman her yer çamur toz topraktı, yürüyemezdik Beyoğlu’nda, anlayacağınız Beyoğlu tam bir sefaletti, evlerin damları bile akardı. Ama şimdi yenilenen ve temizlenen bir Beyoğlu görüyorum. Bence Beyoğlu tam bir sefaletti şimdiyse değişen ve yenilenen bir Beyoğlu var.

Ara GülerBU DEĞİŞEN BEYOĞLU’NDA YAŞAMANIZI SAĞLAYAN ÇEKİCİLİĞİNİ HALA KORUYAN VE FOTOĞRAFINI ÇEKMEK İSTEDİĞİNİZ NE KALDI GERİYE?

Başka türlü İstanbul’lu olduk, bize öğretilen Beyoğlu bitti, başka tertip bir Beyoğlu oldu. Eskiyi hatırlıyorum da Beyoğlu’lu olmak bir yaşam tarzıydı, bugün bu tarzın kaybolduğunu düşünüyorum. Bu Beyoğlu’nda Fotoğraflamak istediğim bana çekici gelen çok az şey var. Aslına bakarsanız her şeyi çektim sayılır.

BUGÜN BEYOĞLU’NUN ARA SOKAKLARINI FOTOĞRAFLAMAK İSTİYORUM!

Şimdi pek bir şey çekmiyorum. Her şeyi çektiğimi düşünüyorum. Ellinci kez niye çekeceğim? Bazen değişik yüzler var gördüğüm, ama onlar da Türk değil. İstanbul’la alakası olmayan kişiler. Sokakları artık çekmiyorum mesela aralıkları fotoğraflıyorum, Sokaklara kilometrelerce yürüdükten sonra bir aralık görüp, hayran hayran bakıyorum. Beyoğlu’nun ara sokakları hala çok güzel, onları fotoğraflıyorum. Bugün beni heyecanlandıran çok az şey olmasına rağmen ara sokaklardan vazgeçemiyorum. Artık ne zaman İstanbul’da fotoğraf çekmeye çıksam, böyle sokaklarda geziyorum. Bakın mesela herkese güzel gelen sarışın bir kadının fotoğrafını neden çekeyim? Niçin heyecanlanayım? Belki de yeniden fotoğraf çekebilmek için heyecanımın peşinden koşmam gerekir.

Heyecanlanmadan çektiğim Beyoğlu, Beyoğlu olmaz, başka bir şey olur. Örneğin Zonaro’nun, Osman Hamdi’nin bir tablosundaki estetiği düşün, bir de şu caddedeki fukaralara bak. Hoşlanmadığım şeyleri çekmem.

BEYOĞLU’NDA ÇOK RENKLİ BİR İNSAN YELPAZESİ VAR. BEYOĞLU’NUN DIŞARIDAN GELEN BU YENİ SAHİPLERİNİ NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Haaa…o ayrı bir bela. Beyoğlu’nun sahibi değildir onlar, günübirlik misafir gelirler, sonra giderler. Bana çok renkli gelmiyor bugünkü yüzler. Onları sahiplenmiş olarak görüyorum ama geçici sahipleri. Yemek yemeye bile genelde Boğaz’a gidiyorum. Beyoğlu kalabalık ve yabancılaştı. Köfteci dükkanı doldu burası.

Ara GülerESKİYİ ÖZLÜYORSUNUZ PEKİ HANGİ YAŞINIZIN BEYOĞLU’NA DÖNMEK İSTERDİNİZ?

Dolu dolu yaşadığım zamanlar Saray Sineması’nın olduğu dönemlerdi. Saray Sineması diye bir yer vardı, oraya konserlere giderdik. Orada Yehudi Menuhinden tut bir sürü önemli müzisyenler konserler verirlerdi. Eski İstanbul ve Beyoğlu’nun önemli kişileri gelirdi buraya. En çok o zamanları arıyorum. Keşke 20 yaşında olsam da Saray sinemasına gitsem o günleri çok özlüyorum.

BEYOĞLU’NDA BİR GÜNÜNÜZ NASIL GEÇER? ÖZELLİKLE İLGİLENDİĞİNİZ NELER VAR?

Güne yoğun bir tempoyla başlıyorum, sizden evvel biriyle konuşuyordum, sizden sonra televizyon çekimi olacak, aşağı yukarı her gün böyle… Yukarıda yazıhanem var, orada vaziyetleri hallediyorum, bazen Yapı Kredi’ye gidiyorum. Eğer böyle bir programın yoksa sabah kalkar, kahvemi içer, Beyoğlu’nda gezerim. Öyle ilgilendiğim özel şeyler de yok. Mesela Spor muhabirliği yapmama rağmen sevmem sporu, tembel adamımdır ben. Yürüyorum zaten kilometrelerce fotoğraf çekmek için. Bundan daha güzel spor mu olur…

BİRAZ DA BEYOĞLU’NDAKİ MÜZENİZDEN BAHSEDELİM! AÇMAYI DÜŞÜYOR MUSUNUZ?

Müze işte. Burası benim babamdan kalma, 7 daire vardır burada. Olduğu gibi duracak. Babamdan ev kaldı bir sürü odası var, ne olacak? İki katın müze yaptım, kendi fotoğraflarını var, 80 bin dia filan var, saymadım ama. Ara Güler Müzesi var yukarıda ama halka açık olan bir müze değil, arkadaşlarımıza, görmek isteyenlere gezdiriyorum. Farzet ki konağım var. İki odasına resimleri astım, onun gibi. Zaten fotoğrafların çoğu kitaplarda var, kocaman kitaplar hepsi.

BİR DE BEYOĞLU MUHABİRLİĞİ YAPTIĞINIZ DÖNEMLER VAR. NASILDI O DÖNEM?

Beyoğlu Muhabirliği yaptığım zamanlar benim için çok özeldir. Eskiden bir Beyoğlu muhabirliği vardı. Yurtdışından gelen, otellerde kalan kişilerle interview yapanlara denirdi. Hilton Otel, Pera Palas, Park Otel önemli yerlerdi o zamanlar oralara gidilirdi. Lisan bilen çok kişi olmadığı için, lisan bileni Beyoğlu muhabiri yapanlardı anlayacağınız, özellikle Robert College’li çocuklar olurdu bu kişiler, mesela Noyan Yiğit, belki Telvi, Metin Toker vardı. Beyoğlu Muhabiri dediğin kişiler; Beyoğlu ile ilgili haber yapanlar değil, Beyoğlu’na gelen yabancılarla görüşenlere denirdi. Şimdi herkes Beyoğlu Muhabiri olabilir. Örneğin eskiden herkes Beyoğlu’na gelirdi başka yer yoktu ki, burası özel bir yerdi. Sultanahmet’e gitmezdi ki kimse, Sultanahmet’te adam asarlardı, ben de çok fotoğraf çektim o zaman. Bu bir mesleğin adıydı. Bugün böyle meslek yok herkes Beyoğlu Muhabiri olabilir.

Mesela ben bir gün Hilton’da dolanırken Tennessee Williams ile karşılaştım, hani oyun yazarı, onunla da röportaj yaptım, adamı hamama götürdük. Bu da muhabirliğimizin bir parçası sayılırdı, hamamda Tennessee Williams’la yıkanmak. Bu günleri kim unutabilir ki.

Ara GülerTÜRKİYE’DE FOTOĞRAF EĞİTİMİ NE DURUMDA PEKİ?

Hani adamlar çıkıyor ya üniversite mezunuyum diye, onların eğitimi orta mekteptir benim için. Bu fotoğraf kursları filan… hiçbir şey değil. Yahu hiçbir yerde öğrenilmiyor. Bazı şeyler okulda filan öğrenilmez… Makineyi öğrenmek için bir hafta yeter. Asıl öğrenilmesi gereken estetiktir, kültürdür. Fotoğraf çekiyorum diyorlar, kuyudan su çekiyorlar, ızdırap çekiyorlar. Keşke her şey deklanşöre basmakla bitse. Kültürü, estetiği öğrenmeden fotoğraf çekilmez.

DÜNYADA BU KADAR ÇOK YER GEZDİNİZ, HALA GİTMEK İSTEDİĞİNİZ BİR YER VAR MI?

Tüm dünyayı gezdim ben, mesela 18 kere Hindistan’a gitmişim. Ama Burma’nın yeri ayrı benim için. Benim için çok özel bir yer. Burma’da çok gezdim. Mandalay, Pakokkku, Bago. Budist rahipleri unutamıyorum. Esas medeniyet orada, sandığımız gibi Avrupa’da değil. Burma’ya tekrar tekrar giderim.

BİR ÇOK ÜNLÜNÜN FOTOĞRAFINI ÇEKTİNİZ SİZİ EN ÇOK ETKİLEYEN KİM OLDU?

Ben bir sürü ünlü adamla röportaj yaptım; İsmet İnönü, Wiston Churchill, İndira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bil Brandit, Alfred Hitchoock, Ansel Adams, Cunningham, Salvador Dali, Tennessee Williams, Chagall ve Picasso, Özellikle Picasso’yla uzun müddet çalıştım. Picasso ile çalışmak zordur, mahallesine bile giremezsin. İngiliz Kraliçesi’yle görüşebilirsin, Picasso ile görüşemezsin. O başka bir olaydı. Dört gün çalıştım onunla. Beni en çok etkileyen o oldu. Picasso hep özeldir. Picasso’yu çektikten sonra çekecek kimse kalmadı. Ara Güler’i fotoğraflamayı düşünüyorum artık… Oturup aynadan kendimi çekeceğim. Aklıma başka fotoğrafçı gelmiyor; Yok ki fotoğrafçı Türkiye’de. Kendini fotoğrafçı zanneden adamlar var. İyi fotoğrafçı bazı genç çocuklar var ama bugün çeker ertesi gün batırır. Gelir bana, beğenirim “aaa ne güzel devam et” derim, ertesi gün gelir “resim çektim abi” der, kim bu? “kızkardeşim” der.  Picasso’yu fotoğraflamak için onu bilmek ve iyi tanımak lazımdır. Fotoğrafçı kültürlü adamdır. Her şeyi bilen kişidir benim için.