Beyoğlu Antikacıları

Geçmiş zamanı bugün içinde yaşayan, adeta müze yeri gibi sere serpe uzanan antikacıları mesken tuttuk bu ayki yolculuğumuzda. Beyoğlu semtinin güzelliğine güzellik katan, benzersiz kültür ailesini daha da zenginleştiren eskici dükkanlarını gezmeye başlıyoruz.

Beyoğlu Antikacıları
Bu içerik 770 kez okundu.

İçinde barındırdığı her malzeme öylesine değerli ki, bazen dokunmaya hatta bakmaya kıyamıyor insan. Farklı zaman dilimlerine ve hikayelere sahip eşsiz parçalar tozlu raflarda öylesine ışıldıyor ki, tüm albenisiyle zamana ve mekana meydan okuyor adeta. Merak etmeden duramıyor insan, kimdir bu antikacılar? Nereden bulur getirir, nasıl hayata kazandırır bunca eşsiz koleksiyona? Kimdir anılarımıza sahip çıkan?

Beyoğlu AntikacılarıKöşeyi döner dönmez Melih Gülay çıkıyor karşımıza Levanten Antika’nın bugünkü temsilcisi olarak. Babasından severek devraldığı görevi yine mutlulukla yerine getiriyor. Gizemli kapıyı araladığımızda son derece bilge bir yolculuğun da perdesini aralıyoruz. Soruyoruz Melih Bey’e: Antika nedir? Antika, kıymetli malzemeden yapılan ve el işçiliği bulunan; aynı zamanda eşi benzeri bulunmayan parçalara deniyor. Dükkandaki eşyaları kimi zaman kendileri gidip alıyorlar, kimi zaman meraklısı getiriyor. Beyoğlu antikacıları, semtin en eski zamanlarından beri varlık gösteriyor. Eskiden Ermeni ve Rumların yoğun olarak ilgilendiği bir meslek olduğunu öğreniyoruz. Hali vakti yerinde olan ve estetik zevkleri bulunan Rumların sıkça eşyalarını değiştirmesi, bölgede devamlı bir alım-satıma neden oluyor. Böylece de “eski” ve kıymetli eşyaların piyasası oluşuyor. Günümüzde ise, her kesimden insanın ilgisini çeken bir meslek haline geliyor.

Beyoğlu AntikacılarıDaha çok klasik müşterilerin, diğer bir ifadeyle antika meraklılarının ilgi odağı Beyoğlu dükkanları. Bunun yanı sıra, yerli turistlerden farklı objelere merak duyan ve elbette yabancı turistlerden de antikaya ilgi duyan çok... İncecik raflar, kalabalık vitrinler arasında gözler nadide parçaları arıyor. İyi ama bu kadar farklı çeşitte eser, nasıl olup da aynı coğrafyada buluşuyor? Yanıtı basit, elbette seyahat sayesinde! Ülkeler arası yolculuklarda yanlarında getirdikleri eşyaları bırakan ya da hediye alan insanlar, kendileri de bulundukları ülkelerden hatıra niyetine objeler alıp, evlerine götürmeyi ihmal etmemişler. Böylece, bugünün antika sayılan parçaları yıllar boyu elden ele dolaşarak, en son kaldığı ülkede vitrine oturmuş, yeni vatanında kültürünü temsil ediyor.

Beyoğlu AntikacılarıAntikacılar sadece değerli parçaların toplanması ve sergilenmesi ile ilgilenmiyor. Aynı zamanda, ellerindeki eşyaların bakım ve onarımını da yapıyorlar. Özellikle el işçiliği yapabilmek, burada büyük önem taşıyor. Tarihi bir anlamı bulunan bu özel eşyalara gözü gibi bakan antikacılar, onları bir sonraki kuşağa teslim edinceye kadar özenle koruyor. “Antikaya sahip olamazsın, ancak bir sonraki nesile aktarana kadar kiralarsın.” diye açıklıyor Melih Bey durumu.

Beyoğlu AntikacılarıBeyoğlu antikacıları arasında küçük dükkanlar var; iki basamak merdiven aşağı indiğinizde size kocaman bir dünya sunan. Büyük olanları da var, adeta bir galeriyi andıran. Kimisinin kapısının önünde durur eski sandalyesi ya da renkli koltuk döşemesi, kimisi bacağı kırık bir sehpaya oturtur parlak sarıya boyanmış daktilosunu. Bazı dükkanlar yeniyle eskiyi ustaca harmanlar; retro mobilyaları bugünlerde üretip sunarak. Kimileri Kütahya çinisiyle övünür, kimisi kırmızı televizyonuyla. Birinde taşlarla süslenmiş kol saatleri gözleri alır, diğerinde otantik bir çalgı tüm notalarıyla. Bu dükkanların içinde bambaşka bir dünya yatar, duygularla sınırlandırılması mümkün olmayan. Öylesine bir yolculuk ki, tadını alanın peşini bir daha bırakmayan... Var olan hikayelerin peşinden bir dedektif gibi koşarak sizi soluksuz bırakan.

Beyoğlu Antikacıları>Alelade bir dükkanda çinilerden yapılmış bir haritaya rastlarsanız şaşırmayın. Ya da eski bir ahşap evin orijinal parçalarından yapılmış orijinal bir dolaba. Şıngırtılı avizeler, işlemeli kahve fincanları, el dokuması entariler, altın varaklı aynalar, bir kadının el çantası ya da bir adamın şapkası için sıcak bir yuva gibidir antikacılar.

Yağlı boyaların üzerinde dans ettiği tabloların arasında oturan antikacı, masasında biblosunu onaran arkadaşıyla sohbete dalar. Daha süslü dükkanların penceresinden ise minicik yuvarlak gözlüklerinin ucundan, parmakları arasında tuttuğu kırılgan objeye bakan insanlar görünür. Devamlı rafların tozunu alan kişilerdir bu modern eskici dükkanlarının sahipleri. Demir telli camların gerisinden bakan güçlü hayvan figürlerine hayat verirler. Hemen yanı başında otantik ürünleri bir araya getiren mağazalar görürsünüz. Aztek halkının günlük hayatında kullandığı ayakkabılardan enstrümana her türlü eşyayı sergileyen rengarenk bir antikacı olabilir mesela. Ya da dünyaya yön vermiş kişilerin ellerinden geçmiş bir dürbünü, eski model teleskopu, mürekkepli kalemi yan yana dizmiş olan soluk sarı bir dükkan.

Beyoğlu AntikacılarıKöşe başında duran sarı vosvos ya da gökkuşağı renklerine boyanmış bir kapı sokağın dokusuyla uyum sağlar. Yol boyu yürürken, daha hiçbir dükkana girmeden sanat havasını soluyor insan. Sanki büyük bir açık hava müzesindeymiş gibi, acele etmeden, her bir dokuyu hissederek gezinmek istiyor. Kapıyı öyle bir zarafetle açmak gerekiyor ki, insan bir an için kendini geçmişe yolculuk yapan sabırsız bir ziyaretçi gibi hissediyor.

Deli gibi dolaşmak, her bir eşyanın yaşanmışlığına ve anlattığı öyküye ortak olma heyecanı kaplayıveriyor insanın içini. Bol bol soru sorası geliyor. Bazen de nadide parçacığı sessizce avcunun içine alıp hayal kurası…

Beyoğlu’nun antikacılarını tek tek gezmek, her birinin taşıdığı hazineleri tek tek keşfetmek gerekiyor. Bu yolculuktan kendinizi mahrum bırakmayın!