Beyoğlu burada!
Aradığın her şeye buradan ulaşabilirsin
Bu senin işletmen mi?
Bilgilerinin güncel olmasını sağla. Lütfen yeni müşteri bulmak için ücretsiz araçlarımızı kullan.

Evliya şehri olan İstanbul’un her yanında bir türbe var. Birçoğunu bilmesek de, üzerinden belki de her gün geçtiğimiz sokaklarda dua bekliyor türbeler. Bu türbelerden biri de Fetih sırasında şehitlik mertebesine ulaşan Sofu Baba’nın türbesi.

İstanbul’un taşı toprağı altın derler… Bu söylem doğru mudur bilmiyoruz ama her sokağında bir manevi değerin yattığını biliyoruz. Onlar İstanbul’un manevi koruyucuları. Evliya şehri olan İstanbul’un her yanında bir türbe var. Birçoğunu bilmesek de, üzerinden belki de her gün geçtiğimiz sokaklarda dua bekliyor türbeler.

Fındıklı yokuşu üzerindeki Sofu Baba için, Fatih’in askerlerinden olduğu söylenir. Fetih sırasında şehitlik mertebesine ulaşan Sofu Baba’nın, daha ziyade askerlere yardım ettiğine inanılır.

Hakkında birçok rivayet var Sofu Baba’nın… Bir rivayete göre Kore harbinin bütün şiddetiyle cereyan ettiği yıllarda, bir kış günü Fındıklı yokuşunun hemen alt tarafındaki bir kahvehane de herkes toplanmış radyo dinler. O sırada kahveye genç bir asker girer etrafına bir süre bakındıktan sonra “Ben Sofu Baba isimli bir zatı arıyorum bu civarda oturuyormuş evini bilen varmı kendisiyle görüşmem lazım” der. Askerin bu sorusunu duyan kahvedekiler şaşırır içlerinden yaşlı bir zat “Evladım aradığın Sofu Baba şuan hayatta değil ki o bizim evliyamızdır türbesi de şuradadır” der. Bunun üzerine genç asker donup kalır ve şöyle der: “Ben Kore’den geliyorum. Kore’de pek çok çarpışmaya katıldım. Çarpışmalarda pek çoğumuz şahadet şerbetini içti, bir kısmımız yaralandı, gazi oldu. Elhamdülillah, ben sağ salim kurtuldum. Sofu Baba’yı da çarpışmalar sırasında tanıdım. Düşman tarafından ablukaya alınmıştık. Ablukayı yarıp çıkmaktan başka da çaremiz yoktu. Ölüm, burnumuzun ucundaydı. Bir ümitsizlik dalgası esiyordu içimizde. Tam o sırada; nur yüzlü, ak sakallı bir ihtiyar beliriverdi. Bana niye bu kadar telaş içindesin, neden korkuyorsun, sana korkmak yakışır mı diye sordu. Sonra da elleriyle sırtımı sıvazladı. O, sırtımı sıvazladıkça, içimi tarifi imkansız bir sıcaklığın kapladığını hissettim. Ben de olanca cesaretimle düşman saflarına doğru hücum ettim. Akşam olunca, başımdan geçenleri arkadaşlarıma anlattım. Onlar da, aynı ihtiyarı gördüklerini söylediler. Meğer Sofu Baba hepsine de görünmüş; hepsinin de sırtını sıvazlayıp, moral vermiş. O’nun sırtıma elini koyduğu ve “Haydi aslanım, çarpışmaya!” dediği zaman ki sıcaklığını hala vücudumda hissediyorum. Bunun için O’nu görmeye geldim.”

İşte o türbe hala Fındıklı’da… Bölge esnafı türbeye gözü gibi bakıyor gelen ziyaretçilere de türbenin anahtarını yine bölge esnafı veriyor. Türbenin camlarına da her derde deva dualar iliştirilmiş. Sofu Baba’nın ziyaretçisi çok ancak bilmeyeni de çok.

Yüzlerce binlerce velinin yattığı İstanbul, bütün esrarıyla her geçen gün bu gök kubbenin altından kendisini hissettirmeye devam ediyor.