Beyoğlu burada!
Aradığın her şeye buradan ulaşabilirsin

Aynalıkavak Bahçesi / Aynalıkavak Sarayı

Bu senin işletmen mi?
Bilgilerinin güncel olmasını sağla. Lütfen yeni müşteri bulmak için ücretsiz araçlarımızı kullan.

Aynalıkavak Kasrı'nın bahçesi sınırlarına alınmış olan Tersane Bahçesi, ilk olarak Fatih Sultan Mehmed tarafından imar edilmiş ve buraya Tersane Kasrı yaptırılmıştır. Burada turfanda sebzelerle limon, turunç, ağaçkavunu, nar, üzüm, şeftali ve kayısı gibi meyvelerin en iyi cinslerinden yetiştiriliyordu. Hasbahçelerin ürünlerinden sağlanan gelir, yapılan onarım ve diğer masraflarla ilgili olan 988/1580 tarihli bir belgede Tersane Bahçesi'ne de rastlanır.

 

Evliya Çelebi'nin Tersane Bahçesi hakkında verdiği geniş bilgi özetle şöyledir: "Hasköy yakınında, deniz kıyısında padişahlara has Tersane Bahçesi, eski zamanda, kâfiler devrinde de krallara has bağ imiş. Fetihten sonra Fatih, çadırıyla ilk defa burada konaklayıp, savaş mallarını gazilere burada dağıttığı için bu yeri sevmiş ve fermanla bu bahçede köşkler, hamam, havuzlar, fıskiyeler yaptırmıştır. Her tarafı satranç nakşı gibi dikilmiş on iki bin selvi ağaçlarının kokusundan insanın dimağı kokulanır. Binlerce meyveli ağaçlar ile çınar, salkım söğütler, şimşir ve çam fıstığı ile bu bağı süslemiştir. Bu bağ asla güneş tesir etmez bir Acem gölgeliğidir. Gece gündüz fıskiyelerinden sel sebil gibi sular akmadadır. Kuşların ve bülbüllerin ötüşleri insanın ruhuna gıda verir. Meyvelerinden sulu şeftalisi ve kayısısı beğenilir.’’

 

Eremya Çelebi, padişahlara mahsus bulunan Tersane Bahçesi’nin aslında bağ iken fetihten sonra orada birçok avlular, hamam ve kasırlar, şadırvanlar yapıldığını; bahçesine de satrançvari on iki bin selvi ağacı dikildiğini, bahçesinin şeftali ve kayısıları ile ünlü olduğunu bildirerek verilen bilgileri tekrarlar.

 

Evliya Çelebi bu bahçe hakkında bilgi vermeyi sürdürür: ‘’ Deniz kıyısında İbrahim Han bir irem köşkü yapmıştır ki, sanki Havernak Köşkü'dür... Bu bağın bahçe ustası ve üç yüz yardımcısı var, hizmet ederler…’’

 

Fatih Sultan Mehmed burada hünkârlara mahsus kayıklar için kayıkhaneler yaptırmıştır. Padişahlar yeni saraya veya başka saraylara gitmek isteseler, kırlangıç kayığının kıçındaki kubbenin altındaki mücevherli tahta otururlar cura, zuma ve hanendelerin faslı eşliğinde Haliç taraflarında olan kat kat yalıları, bağ ve bahçeleri ve tersaneleri seyrederek istedikleri yere giderlerdi. Bu Tersane Bahçesi'nde hasahur vardır ki oradan... gibi küheylanlara binip bu bahçenin kuzeyindeki Okmeydanı'na gidip orada cirit ve çevgan oynarlardı."

 

Evliya Çelebi bu bahçede pek çok defalar bulunduğunu söyledikten sonra, İstanbul'un fethinden sonra burada Akşemseddin’in erbain çıkardığını, yani kırk günlük çileye girdiğini, fetihte hizmeti geçenlere hayır duada bulunduğunu, Fatih Sultan Mehmed'in buraya kendi elleriyle yedi selvi ve Akşemseddin’in de bir selvi diktiğini, ak selvinin Akşemseddin’in buraya selvi dikmesinden sonra hasıl olduğunu anlatır ve bunun Cimşirlik havuzu yanında olduğunu da ekler.

 

Gaznevî Albümü'nde Tersane Bahçesi'nin ve selvileriyle, sahildeki hasodasıyla ve diğer binalarıyla Aynalıkavak Kasrı'nın 1676 tarihli eski halini buluruz.

 

Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış kasır, güzel bir bahçe ve bir selvi ormanı içinde idi. Yavuz Sultan Selim ve Sultan I. Ahmed zamanında da ilgi görmüş olan Tersane Bahçesi’nin arazisi içinde kasırlar yapılmıştı.

 

  Sultan I. Ahmed, Tersane Bahçesi'nde "Cesim çınarlar arasında kasrılar inşa ettirmişti, Haliç'in meyve ağaçlan ve selviler sayedar kıyılarında teferrüçler icra olunurdu." Eremya Çelebi'ye göre bahçe 17. yüzyılda rengarenk çiçeklerle süslü idi. Sultan IV. Murad ve burada doğmuş olan Sultan İbrahim de (1640-1648) buraya kıyıdaki görkemli yalıyı yaptırmıştı. 17. yüzyılın ikinci yarısıyla 18. yüzyılın başında yaşayan tarihçi Naima, "Tersane Bahçesi'ni bittabi meyilleri olmağıyle iç Harem bahçesine ayandan şükufe erbabı enva-i ezhar getürüb muteber olanları birer mahalle tarh eylediler, hatta müfti ve vüzera ol emre mübaşir oldular" sözleriyle buradaki kasrın yapılışı sırasında oluşturulan güzel çiçek bahçesini anlatır.

  Bahçedeki kasır 1676 yılında yanmış ve Sultan IV. Mehmed tarafından onartılmıştır. Tüm Harem halkını içine alacak kadar büyük olmayan bina, Sultan III. Ahmed tarafından 1726 yılında genişletilerek Venedik'ten getirtilen aynalarla donatıldığı için sonradan bu ismi almıştır.

 Mahmud Gaznevî'nin eserinde özellikle Aynalıkavak'a yer verip tasvirini yapması, Avcı Mehmed'in bu bahçe ve sarayı sevdiğine işaret eder; 1093/1682 tarihinde bu sarayın bahçesinde yaptıracağı onarımın tahmini masrafını gösteren defter de bunu destekler. Bir başka belge de "Tersane-i bahçe-i hümayunun hasoda dairesinin" Sultan II. Süleyman (1687 1691) zamanında onarıldığını gösterir.

 Tersane Bahçesi'nin padişah yaşamında nasıl yer aldığı, 18. yüzyılın başında eser vermiş olan tarihçi Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa'nın Nusretname adlı eserinde de yer yer yansıtılmıştır. Örneğin 1718 yılında Şehzade Süleyman’ın Kuran'ı hatmetmesi üzerine, Sultan III. Ahmed'in yazlığa göç ettiği Tersane Bahçesi'nde, Hırka-ı Şerif odasında yapılan törene vezirler ve ulema efendilerin de katıldığı, duadan sonra hepsine ve özellikle şehzadenin öğretmeni imam-ı Sultanî Arapzade Abdurrahman Efendi'ye samur erkân kürkleri armağan edildiği, daha sonra padişahın Tersane Bahçesi'nden Beşiktaş Sarayı’na geçtiği anlatılmaktadır. 

 Sultan III. Ahmed zamanında saray-köşkler yoğun bir şekilde kullanıldığından, diğer birçok bahçe gibi buradaki eşya ile de ilgili yenileme çalışması yapılmıştır.

 1720 yılında yapılan sünnet düğününü konu alan Surname'deki deniz üzerinde yapılmış olan şenlikleri gösteren minyatürlerde de Tersane Bahçesi; Aynalıkavak Kasrı ve bahçeleri sık sık görülmektedir.

  Birçok kaynakta Aynalıkavak adıyla ilgili olan ve çoğu birbirini tutmayan açıklamalardan birini de Sultan II. Ahmed döneminde İstanbul'a gelen Aubry de la Motraye’ın seyahatnamesinde buluruz. Motraye sarayın Aynalıkavak adının, içine girip görme imkanını bulduğu odalarındaki aynalardan geldiğini anlatır. Hemen hemen aynı tarihlerde İstanbul'a gelmiş olan İsveçli Cornelius Loos da sarayın bazı mekânlarının resmini yapmıştır.

 1736 yılında hassa sermimari Mehmed'in Tersane Bahçesi'ndeki Harem-i Hümayun Dairesi ile Ağalar Dairesi arasındaki duvarın, kâgir Kasr-ı Hümayun' un ve sarayın tamirine dair mektubuna göre, Sultan I. Mahmud döneminde sarayın ciddi bir şekilde elden geçirildiği anlaşılmaktadır.

  İncicyan ise anılarında buranın 18. yüzyıldaki durumunu yansıtır: "Deniz kıyısındaki bir padişah köşküdür ki, Sultan Abdülhamid'in (I.) saltanatının son senesinde, Sadrazam Yusuf Paşa tarafından tamir ve tevsi edilmiştir. Köşkün geniş bahçesi tersaneye bitişik olduğundan, Tersane Bahçesi de denilir. Sultan II. Mustafa çoğunlukla buraya ve Karaağaç’a yazlığa çıkardı."

 Belgelerden Sultan I. Abdülhamid 'in Aynalıkavak Sahilsarayı'nda toprak tesfiye çalışmaları yaptırdığı,  bu sarayın suyunun Taksim'den getirildiği, su yolları çalışmalarının Sultan IIL. Selim zamanında da sür- dürüldüğü anlaşılmaktadır. 1719 yılında Kasr-ı Hümayun'un yerine Hasbahçe Köşkü'nü yaptıran Sultan II. Selim, 1791 ve 1797 yıllarında sarayın onarımını yaptırtmıştır. Bahçıvanlarının aylıkları ile ilgili belge de bahçedeki çalışmalara işaret eder. 1805 yılında Tersane büyütüldüğünde sahildeki kasır harap durumda olduğundan yıktırılmıştır.

  Choiseul Gouffier'nin 1822 yılında tamamladığı eserindeki gravürlerde Aynalıkavak Kasrı eski durumuyla, suyun içine doğru çıkmış cephesiyle iki ayrı açıdan gösterilmişse de, burada yapıya minyatürdeki gibi yukarıdan bakılmadığından bu gravürler özelikle bahçeyi daha ayrıntılı anlatmaktan uzaktır.  Sayfa 288 RESİM 403 Kasrın bahçesindeki çimenliği, fıskiyeli havuzu, iki yanı ağacı yolları ve mazı ile çevrili çiçek tarhları belli bir düzen gösterirken, koruluğu doğaldır.

 Choiseul Gouffier'nin gravürlerinden farklı olarak yine Sultan III. Selim döneminden Melling'in eserindeki gravürde ise Aynalıkavak Kasrı ve bahçesi Haliç'in karşı sahilinden görülür. Burada artık denize doğru taşan Kasr-ı Hümayun yoktur.

  Topkapı Sarayı Müzesi'nde kat'ı tekniğinde İstanbul manzaraları sunan yazı çekmecelerinden birindeki görüntüler konumuz bakımından ilginçtir, üst kapakta Sarayburnu, Harem, Haydarpaşa ve Kadıköy kıyılarını gösteren kompozisyonlar yer alırken, iç kapakta ön planda denizde gemiler, kayıklar ve yelkenliler sıralanmıştır. Arkada ise, neredeyse boydan boya uzanan tersane yapıları, gemi kızaklarıyla Haliç ayrıntılı biçimde tasvir edilmiştir. Bir başka yazı çekmesindeki Haliç tasviri ile bunun arasında fark vardır ve bu fark Sultan II. Mahmud'un tersaneye havuz eklettirmesi ve bazı değişiklikler yaptırmasına bağlıdır. Günsel Renda, diğer ayrıntıları da inceleyerek bu çekmeceyi Sultan II. Mahmud döneminde 1820-30 yılları arasına tarihler; böylece Tersane Bahçesi'nin oldukça geç bir tarihteki görüntüsü ortaya çıkar.

  Kutunun arka yüzünde Kâğıthane Deresi'nin kenarında 1815-16 yıllarında yapılmış olan Çadır Köşkü ile birlikte Sadabad tasvir edilmiştir. Kutunun ön yüzünde ise Aynalıkavak Kasrı ile hasbahçesi görülür. Sultan II. Mahmud döneminin önemli bir eseri olan ve başarılı bir perspektif sergileyen tasvirler, çekmecenin üst düzey bir sanatçının elinden çıktığını ortaya koyar.

 Sultan II. Mahmud döneminden iki belge, bahçıvan maaşlarıyla ilgilidir, bir belgeden de burada bir turfanda bahçesi olduğu anlaşılır. Sultan Abdülmecid ve Sultan II. Abdülhamid dönemlerinde de buradaki turfanda bahçesinde yetiştirilen meyve ve sebzeler- den yararlanılmıştır. Sarayla ilgili bilgi veren kaynaklar, genellikle sarayın bahçesinden çok mimarisi üzerinde durmuştur. Arşiv belgelerinde ise bahçelerin bakımı ile ilgili birçok bilgi bulunabilmektedir.